Alışveriş Sepeti

Alışveriş Sepetiniz Boş

Ürün Grupları
Markalar
Detaylı Listeleme

Yayınevi :

Yazar :

Ebat :

Kampanyalı Ürün

Peygamberler ve Halifeler Tarihi - Kısası Enbiya

Ciltli, 1. Hamur, 460 Sayfa

Kdv Dahil : 11,00 TL
En Beğenilen Ürünler
Fetavayı Hindiyye 2.Ha
Taberi Tefsiri 9 Cilt
Hayat ve Hatıratım - R
Mufassal Tarihçei Haya
Sahihi Müslim Muhtasar
Kahramanlık Hikayeleri
Osmanlı İmparatorluğu
Şamua Elmalılı Hak Din
Müzekkin Nüfus Eşrefoğ
Temellerin Duruşması A
İhyau Ulumiddin Bedir
Ürün Özellikleri - TEFSİR

Hak Dini Kuran Dili Elmalılı Tefsir 10 Cilt Eser Neşriyat

 Ürün Özellikleri : Ciltli, 1.Hamur, 10 Cilt, 4.945 Sayfa
 Stok Kodu :
 Yazar : Elmalılı Hamdi Yazır
 Yayınevi : Eser Neşriyat
 Ebat : 17x24
 Kdv Dahil : 160,00 TL
 Stok Durumu : Ürün Stoklarımızda Mevcut 
 Ürünün Ziyaret Sayısı : 3486
Ürüne oy ver : 1 2 3 4 5


         Stoktan teslim     Aynı gün kargo ile üç günde elinizde

 

 Kitap            :  Hak Dini Kuran Dili Tefsir , Sadeleştirilmiş

Yazar            :  Elmalılı Hamdi Yazır        

Sadeleştiren :  Heyet        

Yayınevi        :  Eser Neşriyat       

Etiket  Fiyatı  :  280 TL kdv dahil

Gonca Fiyat   : 160 TL kdv dahil 

Kağıt  - Cilt    :  1. Hamur Beyaz Kağıt  -  Ciltli, 10 cilt takım   

Sayfa - Ebat  :   4.945  -  17x24 cm         

Yayın  Yılı      :  1992  -  Sadeleştirilmiş Baskı    

 

 

  Sadeleştiren Heyet :

 

   Selahattin Kaya  - İstanbul Müftüsü

    Prof. Dr. Cahid Baltacı - Marmara Üniv.İlahiyat Fak. Dekan Yrd.

    Prof. Dr. Durali Yılmaz

    Avukat Kerim Aytekin

 

 

                Yaratan Rabbinin adıyla  oku .  O, insanı " alak " dan yarattı.

             Oku, S enin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

 

 

        Eksiksiz tüm övgüler; âlemlerin Rabbi olan, hakkı batıldan ayırt ettiren, kitabı indir en Allah'a, salat ve selam da o indir ilen Kur'an'ı bizzat yaşayarak kendi hayatında gösteren, sınır koyma yetkisi kendisine verilen O'nun Rasulüne, ehli beyte ve ashabına olsun. Amin

 

       Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, asırların benzerini nadiren yetiştirebildiği büyük din bilginlerindendir.
Türk dünyasına Kur’ân-ı Kerim’in verdiği ilahi mesajları önceleri din adamları Arapça tefsir kitaplarından yararlanarak halka anlatırken, zamanla Türkçe tefsirlerin yazılması isabetli bir gelişme olmuştur. Bunların en önemlisi M. Hamdi Yazır’ınHak Dini Kur’ân Dili” adlı eseridir. Merhum, manayı lafza feda etmeksizin tercümede, o gün kullanılan dile göre oldukça sadedir. Ancak zamanla bu kullanılan dil de eskimiş ve bu neslin de bu tefsirden istifade edebilmesi için sadeleştirme yoluna gidilmiş ve bu sadeleştirme de aslına uygun olarak yapılmıştır.

 

  

                TAKDİM

 

 

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır Efendi’nin yeri doldurulamayan eseri HAK DİNİ KURAN DİLİ adlı Türkçe tefsirini sadeleştirerek yayınlama imkanını da lutfeden; bütün işleri  tedbiriyle tasarruf etme kudretine sahib, Tevfik ve kudretiyle alemleri yaratan Allahu Teala Hazretlerine sonsuz hamd ve sena olsun.

 

    Salat ve selam da insanların en güzidesi, Allahu Teala’nın Nebisi, Habibi, Resulu Ekrem sallallahu ve selem Efendimize, ailesine ve asbahına olsun.

 

 Gayret bizden. tevfik ve hidayet Allahu Teala’dandır. 

 

             Halil ESER

             Eser Neşriyat

 

 

                                                         ÖNSÖZ

 

         İLAHI! Hamdini, sözüme sertâc ettim, zikrini kalbime mi'râc ettim, Kitâb'ını kendime minhac ettim. Ben yoktum vâr ettin, varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bîkarâr ettin, inayetine sığındım, kapına geldim, hidâyetine sı­ğındım lûtfuna geldim, kulluk edemedim afvına geldim. Şa­şırtma beni, doğruyu söylet, neş'eni duyur, hakikati öğret. SEN duyurmazsan ben duyamam, SEN söyletmezsen ben söyleyemem, SEN sevdirmezsen ben sevdiremem. Sevdir bi­ze hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, yar et bize erdirdiklerini. Sevdin Habîbini Kâinât'a sevdirdin. Sevdin de hıl'at-i risâleti giydirdin. Makam-ı İbrahim'den Makam-ı Mahmûd'a erdirdin. Salât ü selâm, tahiyyât ü ikram, her türlü ihtiram O'nun Âl ü Eshâb ü Etbâma yâ Rabb!

 

Gördüm ki; gecesi gündüzü ardı ardına birbiriyle döğüşüp değişip giden şu fânî hayâtta baki' kalmak için bîçâre beşeriyyetin elinde hiç bir tutamak yok. Gördüm ki; onun yer ile gök arasında mâzîden istikbâle doğru kaynaşan, co­şan, coşup coşup çarpışan dalgalan arasında her dem ken­dine çağırıp duran ebedî hayâün nidâ-i da'veü çınlıyor. Her dem Hakk: "Bana gel" diye çağırıyor. İnsan kulak kısıyor, duymak istemiyor, sanki kaçınmak için çırpınıyor. Fakat, çırpınıp çırpınıp akıbete teslîm olmaktan başka ne yapıyor? Halbuki, sevmediğine teslîm olmakla sevdiğine teslim olmak arasında ne büyük fark vardır?

 

Demek ki, insan için Hakk'ı sevmek, Hakk'a hizmet et­mek, akıbet Cemâl-i Hakk'a ermekten büyük bir hazz-ı saa­det yoktur. Lâkin, zevk-i Hakk'ı duymayan, hayâline mah­kûm, tahkiki bilmiyen taklîde zebûndur. Allah'ı bilmiyen Dünyâ'ya sarılır; Dünyâ'yı bilmiyen hülyaya sarılır, hülyaya sarılan hakikate darılır. Yiğidi görmeyen ismine bayılır. Dil­beri görmeyen resmine bayılır. Önünü görmeyen sonunda ayılır. Kanunu tanımıyan kanunda ayılır. Kitab'ı tanımıyan hesâbda uyanır. Kur'ân'ı anlamıyan da tercemesine dolanır. Bundan dolayı, memleketimizde Kur'ân-ı Kerîm tercümesi nâmıyla şöyle böyle ba'zı neşriyyât görüldü, öyle ki içlerinde aslından değil de yabancı tercümanlardan tercüme edilenler bulundu. Gerçi, bunu yapanların maksadları ne olduğunu Allah bilir. Şu kadar ki, zahire nazaran en büyük saik, his­sedilen bir ihtiyâcı vesile edinerek ba'zı kitabcıların ticâret sevdasına düşmüş olmaları görülüyor. Bu da bilerek, bilmiyerek:

 

"... Hem kendilerini mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar..." (En'âm: 137)

 vadisinde yürümek olu­yordu. Buna karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Diyanet İşleri Riyasetine bir vazîfe tahmil edilmiştir. Bunun üzerine, bir teveccüh eseri olarak benden bir tefsir ve terce­me yazmam istendi. Ben evvel emirde i'tizâr ettim, çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in hiç bir lisâna hakkiyle tercemesi mümkün olmadığını bilmezlerden değildim. Fakat iktizây-ı hâle binâ­en mümkün olduğu kadar bir tefsir yazmıya çalışmam ve buna hulâsa olarak bir meal dercetmem için ısrar edildi. Bunu reddetmek yaraşmazdı. Aksine, insanları te'dîb etmek bir vazîfe idi. Kalemim kırılmış, mürekkebim tükenmiş iken Avn-i Huda'ya sığınarak ve vesîle-i rahmet ü mağfiret olma­sını ümîd ederek "Tefsîr"e başladım, sonra mefhûm tarzın­da bir "Meal" yazmaya ibtidâr eyledim. Hemen Cenâb-ı Hakk rızâsına karin ve hüsn-i hitâm ile mazhar-ı tahsîn bu­yursun. Âmîn...

 

Burada terceme ve teşrih tarzında ba'zı izâhât ile beyâna başlamak münâsib olacaktır. Şöyle ki:

 

 

              TERCEME

 

Terceme, bir kelâmın ma'nâsını diğer bir lisânda dengi bir ta'bîr ile aynen ifâde etmektir. Tercüme, aslın ma'nâsına tamamen mutabık olmak için sarâhatta, delâlette; icmalde, tafsilde; umûmda, hususta; ıtlakta, takyîdde; kuvvetle, isâbette; hüsn-i edada, üslûb-u beyânda; hâsılı ilimde, san'atta asıldaki ifâdeye müsavi olmak iktiza eder. Yoksa, tam bir terceme değil, eksik bir anlatış olmuş olur. Halbuki, muhtelif lisânlar beyninde hutut-ı müştereke ne kadar çok olursa olsun, her birini diğerinden ayıran birçok husûsiyyetler de vardır.

Bunun için lisânî husûsiyyeti olmayıp sırf akl ve mantı­ğa hitâb eden kuru ve fennî eserlerin kaabiliyeti-i ilmiyesi terakki etmiş olan lisânlara hakkıyla tercemesi kaabil oldu­ğunda söz yoksa da; hem akla, hem kalbe yahud yalnız zevk ve hissiyyâta hitâb eden ve lisân nokta-i nazarından edebî kıymeti ve zevk-i san'atı hâiz bulunan canlı ve bediî eserlerin tercemelerinde muvaffakiyyet görüldüğü nâdirdir. Bunları tanzîr etmek terceme etmekten daha kolay gelir, en basit bir misâl olarak Türkçemizin şu beytini alalım.

 

" Geh gözde geh gönülde hadengîn mekân tutar,

 Her kanda olsa kanlıyı elbette kan tutar. "

 

Şübhe yok ki, bu mazmunda buna benzer ve belki daha güzel nazireler söylenmiştir. Lâkin, bu beyt aynı letafetle acaba başka bir lisâna terceme edilebilir mi? Hattâ şimdiki lehçemizle: "Her nerde olsa kanlıyı elbette kan tutar" de­nilse, mısraın bir cinası ve telmihi acaba zayi' edilmiş olmaz mı? Böyle her nerede olursa olsun, kanlıyı iki kan arasında yakalayıp tutturmak hissini verecek mütecanisi üç kelimeyi cem'edip bir mısrâa dercedivermek kaç lisânda mümkün olabilir?

 

Meşhur Türk şâiri Fuzûlî merhum güzel sözleri yanlış yazı ile berbâd edenlere beddua ederek Dîvân'ının diba­cesinde evvelâ meâlen şu kıtayı söylemiştir.

 

«Elleri kurusun ol kâtibin ki,

O olmasa idi Um ü ebed ile te'sîs edilen hiç bir ma'mûre  harâb olmazdı.

Nüshasını ifsâd etmekte sarâbdan daha kötüdür.

"Ineb" den bir tağyir yaparak ortaya "ayb" çıkarmak ister.»

 

Görülüyor ki bu meal harfiyyen terceme gibi göründüğü hâlde aslının dengi olamıyor. Aheng-i nazmı olmadığı için aslı gibi makamına göre bir mesel hâlinde irâd olunabilmekten uzaktır. Bunun için Fuzûlî bunu kendisi Türkçe'ye şu suretle terceme etmiş ve güzel bir yadigâr bırakmıştır:

 

«Kalem olsun eli ol kâtibi bedtahrîrin,

Ki fesadı rakamı "sûf'umuzu "şûr" eyler,

Gâh bir harf sükutiyle kılar "nâdif'i "nâr",

Gâh bir nokta kusûriyle "göz"ü "kör" eyler.»

 

İşte bu kıt'a evvelki kıta mazmununun aynı değil, lâkin dengi bir ta'bîr ile ifadesidir. Ve binâenaleyh edebî bir ter-cemedir. Asıl mazmun i'tibârıyla kıymet-i edebiyyece onun yerine konabilir. Evvelkinden bıraktığı cihetleri diğer cihet­ten itmam eylemiştir. "Ineb'i "ayb" yapmakla "sûr"u "şûr", "nâdir"i "nâr", "gözü" "kör" etmek, hepsi aynı ifsâd ve tağyîr mefhûmunun misâlleridir.

 

Bununla beraber harfiyyen değil, tanzîren bir tercemedir. Ve tanzîr olduğu içindir ki denk bir terceme olabilmiş­tir. Edebî eserlerin tercemesi için de bundan başka yol yok­tur. Lâkin, böyle edebî mâhiyyette belîğ bir eser şiirden iba­ret olmayıp, aynı zamanda ilmî, hukukî ve sair bir suretle hükmü dahî hâvi bulunursa, o vakit bu yolda bir tercüme, terceme değil, tahrif olur. Netekim, evvelki kıt'ada asıl maksûd şarâbın haddini beyân etmek veya üzümü bozup şarâb yapmanın şer'ân cezâsmı anlatmak olsaydı, gözü kör etmek cinayeti onun hiç bir zaman tercemesi olamazdı. Çünkü vesîka-i hükmiyye mâhiyyetinde bulunan kelâmların, kanun­ların, mukavelelerin, muahedelerin, vazifeleri ta'yîn eden emirlerin, nehiylerin, çerçeveleri nasslarıdır. Bunun için hu­kukî bir mukavele veya muahedenin hükmünde ancak res­mî metni mu'teber olur. Tercemesi, olsa olsa anlamak için bir vesîle olabilir, bir vesîka-i hukukiyye teşkil etmez. (hak dini kuran dili tefsir kitap, eser neşriyat tefsir oku, Elmalılı Hamdi Yazır Tefsir kitabı, online satın al, eser yayın, tefsir kitab, ucuz dini kitap, uygun fiyat, Müftü Selahattin Kaya kitabı,  islami kitap  satış, gonca kitabevi, on cilt,  İslam, onlıne satış, elmalı tefsir 10 Cilt )

 

 

Bir de, her hangi lisânda olursa olsun ki kelâm, vâki'deki en basit bir hakîkat-i haber verirken yerine göre muhtelif tarzlarda ifâde eder. Meselâ; Zeyd kıyam etmiş, bu bir hâdise olmuştur. Bunu anlatmak için Arabça'da birta­kım husûsiyyetler vardır: Evvelâ kıyama ehemmiyyet vere­rek anlatacağı zaman; "Kâme Zeyd" der. Zeyd'e ehemmiyyet vererek anlatacağı zaman; "Zeyd kâme" der. Bir mütereddi­de karşı tahkik mevkiinde anlatacağı zaman; "Kad kâme kâme" der. Bir münkire karşı an­latacağı zaman da, inkârın derecesine göre; "İnne Zeyden kad kâme" der. Bu farkları şerh ve tefsir etmeksizin aynen her lisânda göstermek kaabil olmaz. Asıl vak'a ifâde edilirse de sözün lâekâl nezâketi gâib olur ve bundan da ma'kûs ne­ticeler tahaddüs edebilir. Meselâ, tercemeyi okuyan hoşla­nacağı bir noktada ürker, ürkeceği bir noktada hoşlanacak olur; sulh olacağı yerde ilân-ı harbe, harbedeceği yerde mu-sâlehaya kalkışır, ve o vakit Fuzûlî'nin dediği gibi; sûr, şûr; nâdir, nâr; göz, kör olur ve öyle mütercimlere: "Eli kuru­sun!" denir.

 

Halbuki, Kur'ân'ın pek çok ulûm ü maârife ve ahkâm ü hikmete müteallik maksûd-i aslî olan meânisinden maâdâ bir de nazmının ehemmiyet-i bediiyyesi vardır. Hem Kur'ân'a "Kur'ân" isminin verilmesi, bilhassa nazmı i'tibârıyladır. Zîrâ kırâet olunan evvelen ve bizzat ma'nâ değil, ma'nâsını en be­liğ surette ifâde eden nazımdır. Ve bundan dolayıdır ki Kur'ân, Arabca'dır. Şu Arabca'dır, şu Türkçe'dir denilen ise elfâzdır. Çünkü, ma'nânın bir lisâna ihtisası yoktur. Ma'nâsı i'tibârıyla Kur'ân daha ziyâde "Fürkân, Huda, Nur, Rufa?' gi­bi diğer isimler ile tesmiye edilmiştir. Ve bunlar Arabca ol­makla tavsif olunmamıştır. "El-Kitâb" ve "Kitâb-ı Mübîn" isimleri de hem nazım hem ma'nâ i'tibârıyladır. Nitekim; [... Âyetleri açıklanmış Arabca okunan bir Kitab'tır.] (Fussilet: 3) buyurulmuştur. Bunda fazla olarak bir de yazılması hay-siyyetine işaret vardır. Bu cihetle, Kur'ân'ın yazısında da bir husûsiyyeti gözetilegelmiş.

 

Sonra, Kur'ân-ı Kerîm'in bir ismi de "Hüküm"dür. Bu da hem nazım, hem ma'nâ i'tibârıyladır; bunun için Ra'd sûre­sinde: [Arabca bir hüküm olarak...] (Ra'd: 37) buyurulmuş­tur. Çünkü Kur'ân'dan ahkâm istinbâtında nazmının da ma'nâsı gibi bir ehemmiyet-i mahsûsası vardır. Bilhassa Kur'ân; "Hüküm", "Kitâb" isimlerinde Arabca vasfı tasrîh edilmesi bu üç isimde nazmın ehemmiyetini isbât eder. Kur'ân'ın Arabca olarak indirildiği mansûs olduğu için "Tenzil" isminin de hem ma'nâ hem nazım i'tibânyla oldu­ğunda şübhe kalmaz "Zikr" de böyledir. Bütün bu isimlerin içinde ise en mümtaz ism-i hâss, "Kur'ân" ismidir ki kırâet ve tilâvet bunun hükm-i hâssıdır. "Kur'ân metlüvvdür" de­nilmesi de bunun içindir ve bu Arabçadır. Şübhesiz, Arabça olan da nazımdır. İşte bu Arabça nazmın diğer bir lisân­da muâdilini yapmak mümkün olsaydı Kur'ân terceme edil­miş olurdu. Yalnız o terceme Arabça olmıyacağı için, Kur'ân olmaz da Kur'ân'ın tercemesi olurdu.

 

Lâkin, nazm-ı Kur'ân nasıl bir nazımdır? Herkesin bildi­ği harflerin, seslerin en güzellerinden, yerine göre en güzel nağmelerinden, bütün Arabın bildiği ve dolayısıyla bütün insanların anlıyabileceği kelimelerin en güzellerinden seçile­rek, Allah'dan başka kimsenin yapamıyacağı canlı bir nescile dizilip dokunmuş, lafız, ma'nânın; ma'nâ, lafzın âyinesi hâlinde namütenahi iltimâat-ı beyân ile parlatılmış:

 [ Haydi, bunun Allah'dan indirildiğinde şübheniz var­sa, Allah'dan başka bütün güvendiklerinizi çağırarak ve hattâ ins ve cinn biraraya gelerek bunun, hattâ bir sûre­sinin mislini yapın, fakat imkânı yok, yapamazsınız!]

 di­ye bütün cihâna meydan okuyan gayet basit bir teklif ve ğâibden kat'î bir ihbar ile sahâ-i şuhûda gelmiş her âyeti bir sehl-i mümtenî olan öyle i'câzkâr bir nazımdır ki, hiç Arab­ça bilmiyen bir kimseye bile okunduğu zaman tatlı ve güzel bir kelâm olduğunu duyurur. Biraz Arabça bilen bir kimse bir âyeti işittiği zaman derhâl bir ma'nâ anlar ve anladım zanneder, ben de söyleyivereceğim gibi tevehhüm eder, bir de bakar ki anlamamıştır. Çünkü, nazmının her noktasın­dan birçok mânâlar fışkırmaya başlar. Taklidine özendikçe yükselir, derinleşir; ölçüsü, mikyası bulunamaz. Âyetten âyete, terkibine geçildikçe zevki tezâuf eder. Sırr-ı hayât gibi namütenahiye giden esrarının ihatası beşerî kudretin fev­kinde kalır. Eğer öyle olmasaydı, bu basit teklife karşı para­lar sarfederek, silâhlar çekerek, ordular toplıyarak asırlar­dan beri Kur'ân'ı kaldırmak için harb edibduran münkir beşeriyyet bu zahmetleri çekecek yerde onun bir nazîrini yapıvermez miydi? Fakat, yapamamıştır ve yapamaz. Kur'ân'ın verdiği haberleri kimse yalancı çıkaramaz.

 

Ne kadar yüksek olursa olsun haysiyyet-i edebiyye ka­zanmış herhangi bir şahsiyyetin üslûb-u ifâdesi meşk edile edile az çok taklîd ve tanzîr olunmuş iken Kur'ân'ın nüzulü ânından beri bütün üdebâ ve bülegâyı Arab belâgati, Kur'ân'ı lisânına numune ittihâz etmiş ve bu sayede Arab li­sân ve edebiyyat nokta-i nazarından yükselmiş olduğu hâl­de nazm-ı Kur'ân'ı taklîd ve tanzîre yanaşabilen kimse zu­hur etmemiştir. O hâlde, kendi lisânında bile taklîd ve tanzîri kaabil olmamış olan Kur'ân'm nazm ve üslûbunu diğer bir lisânda taklîd veya tanzîr etmek elbette mümkün ola­maz. Olamayınca da aynen terceme edilemiyeceği gibi tan­zîr suretiyle hiç terceme edilemez. Çünkü, tanzîr edileme­dikten başka ilmî haysiyyetinden tağyir ve tahrif de edilmiş, Kur'ân'da olmıyan şeyler Kur'ân'a katılmış olur.

 

Gerçi Kur'ân'da ma'nâsı bulunmıyacak hiçbir kelime yoktur. Fakat, ma'nâsı pek derin olan kelimeler bulunduğu gibi bir kelime etrafında birçok ma'nâlann tezâhüm ettiği ve ba'zı ifâdelerin hepsi de sahîh olmak üzere müteaddid vecihlerin, ihtimâllerin içtima' ettiği yerler de çoktur ki, bun­lar tefsir ve te'vîle tevakkuf eder. Ve ba'zılarını doğrudan doğruya terceme mümkün olsa bile hepsini bütün vücûhiyle tercemeye sığdırmak mümkün olmaz. Bunları aynen al­mak veya ma'nây-ı edebîsi feda edilerek te'vîl ve tefsir tar­zında ifâde etmek lâzım gelir. Ve bu cihetten Kur'ân'ı anla­makta yalnız dirâyet-i lisâniyye kâfî gelmez. Sahibinden ri­vayete veya hâdisâtin inkişâfına tevakkuf eder. Onun için, ba'zan bir hâdise karşısında Kur'ân'ın âyetlerinden o vakte kadar hissetmediğimiz bir ma'nâ anlarsınız. Ve o anda o âyet o hâdise için nazil olmuş sanırsınız ki, bu da "Garâib-i Kur'ân"dandır. Tercemede bunlar ihâtâ edilemiyeceğinden zayi' olur. Bu cümleden olmak üzere Âl-i İmrân sûresinin baş tarafında geleceği veçhile âyetlerin bir muhkemâtı, bir de müteşâbihâtı vardır. Bir âyette hem muhkem, hem müte-şâbih cihetlerin içtimâi da bulunur. Müteşâbihât ise: [ Onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez.] olduğundan, bun­da terceme ta'yîn edilemiyeceği gibi tefsîr ve te'vîl de ta'yîn edilemez. Ve binâenaleyh, bunlar için bir meal de gösterile­mez. Olsa olsa aynı lâfızların muhâfazasıyla duyulabildiği kadar mübhem bir mefhûma işaret olunabilir ki, bu nokta çok tehlikelidir. Onun için "Meal" ta'bîrimiz bile mahzurdan salim denemez.
 

Şimdi insaf ile düşünelim. Bu şerait altında; "Kur'ân'ı, tercüme ettim!" veya "ederim!" diyenler yalan söylemiş olmaz da ne olur?

 

Doğrusu, Kur'ân'ı cidden anlamak, tedkîk etmek istiyen-lerin onu usûliyle Arabî yolundan ve tefâsir-i merviyyesinden anlamaya çalışmaları zarurîdir. "Kur'ân'ın falan terce-mesinde şöyle demiş!" diyerek ahkâm istinbâtına, mes'ele münâkaşasına kalkışmamalıdır. Bunu îmânı olanlar yap­maz, kendini bilen ehl-i insaf da yapmaz. Kurandan bahsetmek istiyenler, onu hiç olmazsa harekesiz olarak yü­zünden okuyabilmelidir. Maamâfih, öyle kimseler görüyoruz ki, Kur'ân'ı harekesiz olarak şöyle dursun, harekesiyle bile dürüst okuyamadığı hâlde onun ahkâm ve maânisinden iç­tihada kalkışıyor. Öylelerini görüyoruz ki, Kur'ân'ı anlamı­yor ve tefsirlere müfessîrlerin te'vîlleri karışmıştır diye onları da kaale almak istemiyor da eline geçirdiği tercümeleri oku­makla Kur'ân'ı tetkik etmiş olacağını iddia ediyor; düşünmiyor ki okuduğu tercemeye, âlim müfessîrlerin te'vîli değilse, câhil mütercimim re'yi ve te'vîli, hatâsı, noksanı karışmıştır. Bâzılarını da duyuyoruz ki "Kur'ân tercemesi" demekle ik­tifa etmiyor da "Türkçe Kur'ân!" demeye kadar gidiyor.

 

 

 

 TÜRKÇE KUR'ÂN  MI VAR, BEHEY ŞAŞKIN?

 

 

Kur'ân Arabça'dır. Zirâ: [ Biz, onu Arabça bir Kur'ân ola­rak indirdik.] (Yûsuf: 3) mansûstur. Düşünmeli ki Kur'ân'ı tef­sir etmek üzere Peygamberin îrâd buyurduğu hadîse bile "Kur'ân" denemez, denirse "küfr" olur.

Hâsılı; terceme, Kur'ân'dan mütercimin anlıyabildiği kadar bâzı şeyleri anlatabilirse de hakkıyla anlatamaz. Anlattığı şeylerde de Kur'ân hükm ve kıymetini hâiz olamaz. Maamâfih şunu da unutmamalıdır ki, Kur'ân an­laşılmaz bir Kitab değildir.

 

 Hattâ:

[Andolsun Biz, Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştır­dık. Öğüt alan yok mudur?] (Kamer: 17) buyurulduğu üzere, ma'nâsını en kolay ve açık bir surette anlatan ve tekellüfsüz, tasannusuz, su gibi akan, nûr gibi parlıyan bir Kitâb-ı Mübîn'dir. O, kendisini bütün insanlığa duyurmak ve anlat­mak için nazil olmuş ve duyurmuştur. Ancak, onun maânisi ihâtâ olunup bitirilemez. Bir ma'nâsı inkişâf ederken ar­kasından bir ma'nâ daha, arkasından bir ma'nâ daha yüz gösterir. Nurunun şa'aa-i vüzûhu içinde hafâ' zuhur eder. Mü'mine hitâb ederken kâfire bir inzâr fırlatır, kâfiri inzâr ederken mü'mine bir tebşir nüktesi uzatır, avama hitâb ederken havâssı düşündürür, âlime söylerken câhile dinle­tir, câhile söylerken âlime dokundurur, geçmişten bahse­derken geleceği gösterir, bugünü tasvir ederken yarını anlatır. En sâde müşahedelerden en yüksek hakikatlere götü­rür. Mü'minlere gaybı anlatırken kâfirleri hâlden bizar eder. Ve, bütün bunları hâle, makama, mekâna, zamana, mevzua göre en uygun, en ra'nâ kelimelerle ifâde eder. Meselâ; taşın çatlayıp su çıkardığını anlatırken "yeşakkaku" diyerek çat­layışın, akışın bütün fısırtısını, şakırtısını, takırdısını duyu­rur. Böyle tabiî delâletlerle müterâfık olan elfâz-ı hâssı, âmmı, müştereki; hakikati, mecazı, sarihi, kinayesi; zahiri, nassı, müfesseri, muhkemi, hafisi, müşkîli, mücmeli, müteşâbihi; ibaresi, işareti, delâleti, iktizâsı; mütabekati, tazammunu, iltizâmı gibi birçok vücûh ile ayrı ayrı ma'nâları bir yere toplayıp anlatıverir. Sonra, bunları muhtelif haysiyyetlerden îzâh ve tafsil de eder. Sonra, bunları anlıyanların, anlamıyanlara beyân etmesini de vazife kılmıştır. Bu beyân vazifesi tebliğ ve tefsir vazifesini teşkil eder. Güzel Arabca bilenler dahî bu tefsir ihtiyâcından vareste kalamazlar. Kalamadıklarındandır ki, ilk evvel tefsir Arabça bilenler için Arabça olarak yapılmıştır. Ve bu tebliğ ve tefsir vazifesini evvelâ bütün usulüyle ihtiyâca göre Hazret-i Peygamber ifâ etmiş ve ihtilâf-ı elsîneye göre onun neşr-u ta'mîmini üm­metine emreylemiştir.

 

İşte bu vazifenin teveccühü dolayısiyle ben de dilimin dönebildiği kadar bir tefsîr ve meal tarzında bu eseri yazma­ya çalıştım. Mealin mümkün olduğu kadar sâde ve vecîz ol­masına gayret ettim.

 

Bankasya (Sadece Asyacard Geçerlidir)
Taksit Sayısı (Ay) Aylık Taksit Tutarı  Toplam Tutar 
2 80,00 TL  160,00 TL 
3 53,33 TL  160,00 TL 
Ürün hakkında henüz bir yorum yapılmamış.

Ruhul Beyan Kuran Meali ve Tefsiri, Cilt 18

1.Hamur Şamua, Bez Cilt, 592 Sayfa

Kdv Dahil : 21,50 TL

Hak Dini Kuran Dili Elmalılı Tefsir, Merve Yayın

1.Hamur sarı şamua, 10 cilt

Kdv Dahil : 110,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri, 24. Cilt, Osmanlı Yayın

1.Hamur Sarı Şamua, Ciltli. 902 sayfa, cilt 24

Kdv Dahil : 25,00 TL

Zadul Mesir Kuran Tefsiri - 6 Cilt

1.Hamur sarı şamua, 6 cilt, 3.600 sayfa

Kdv Dahil : 108,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 20.Cilt - Ömer Faruk Hilmi

1.Hamur sarı şamua, Lüks ciltli, 700 sayfa

Kdv Dahil : 24,00 TL

Ebussuud Tefsiri, 12 Cilt

2.Hamur, 12 Cilt, 5.902 Sayfa

Kdv Dahil : 340,00 TL

Ed Dürrül Mensur Fit Tefsir bil Mesur - Suyuti

1.Hamur beyaz kağıt, 9.000 Sayfa,16 cilt

Kdv Dahil : 259,00 TL

Hak Dini Kuran Dili Elmalılı Kuranı Kerim Tefsiri Şamua

1.Hamur sarı şamua, 10 lüks cilt, 6.000 sayfa

Kdv Dahil : 117,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 17.Cilt

1.Hamur beyaz, 600 Sayfa, Ciltli

Kdv Dahil : 21,50 TL

Ruhul Beyan Tefsiri - 23. Cilt

1.Hamur sarı şamua, ciltli, 1.120 sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Nüzul Sıralı Hayat Kitabı Kuran - Mustafa İslamoğlu

1. Hamur, Bez Cilt, 1.022 Sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Fi Zilal il Kuran Tefsiri Büyük - 16 Cilt

1.Hamur sarı şamua kağıt, 16 Cilt, 8.879 Sayfa

Kdv Dahil : 179,00 TL

El Esas Fit Tefsir - 1.Hamur - Şamil

1.Hamur beyaz kağıt, 16 cilt, 8.664 sayfa

Kdv Dahil : 237,00 TL

Kısa Surelerin Tefsiri Mehmet Okuyan - 4 cilt

1.Hamur şamua, bez cilt, 4 cilt, 2.109 sayfa

Kdv Dahil : 59,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri Tercümesi 17.Cilt

1.Hamur sarı şamua kağıt, ciltli, 648 sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Ruhul Beyan Kuran Meali ve Tefsiri 12 Cilt

1.hamur beyaz, ciltli, 624 sayfa

Kdv Dahil : 21,50 TL

Amentü Şerhi - Numan Kurtulmuş

Bez Ciltli, 2. Hamur, 450 Sayfa

Kdv Dahil : 14,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 22. Cilt

1.Hamur sarı şamua, Ciltli, 1.152 sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Geylani Tefsiri - 6 Cilt

1.Hamur sarı şamua, 3.364 Sayfa, 6 Cilt, Bez Cilt

Kdv Dahil : 160,00 TL

Fi Zilalil Kuran Tefsiri 16 cilt

1. Hamur Beyaz Kağıt, 16 Cilt, 8,879 Sayfa

Kdv Dahil : 115,00 TL

Taberi Tefsiri - 9 Cilt - Şamua

1.Hamur şamua , 5.160 sayfa, 9 cilt

Kdv Dahil : 149,00 TL

Füyuzat Tefsir - Şemseddin Yeşil

2. Hamur kağıt, 7 Cilt, 3.507 Sayfa

Kdv Dahil : 83,00 TL

Nesefi Tefsiri Tercümesi

1.Hamur, 10 Cilt, 5.984 Sayfa

Kdv Dahil : 159,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 19. Cilt

Ciltli, 1. Hamur Sarı Şamua, 860 Sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL
Üye Paneli
Link Sepeti
 ÜYELiK HAKKINDA
 BANKA HESAP ALIŞVERİŞ ÖDEME
 GARANTi VE iADE :
 KARGO VE TESLİMAT :
 SATIŞ SÖZLEŞMESİ :
 HAKKIMIZDA :
 GÜVENLİĞİNİZ BİZİM İÇİN EN ÖNEMLİ :
 GÜVENLİ ALIŞVERİŞİN İPUÇLARI :
 GÜVENLİ ALIŞVERİŞ
 MÜŞTERİ YORUMLARI
En Çok İzlenenler
Rastgele Ürün

Mesnevi Tek Cilt Tam Metin - Şamua

1.Hamur sarı şamua kağıt, Bez cilt, 888 Sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL
Haber Merkezi
Editörün Seçimi